"Dünyada sadece tek bir şey kötü yürekli bir insana karşı durabilir. O da başka bir insandır.
Ayıbımızda yatar şerefimiz. Sadece bizim ruhumuz, kötülüğe açık olan ruhumuz, onu yenmeye muktedirdir.

― Ursula K. Le Guin, En Uzak Sahil
shadow

Ölen Hayvan - Philip Roth

Haziran 24, 2017 Hiç yorum yok:
Cinselliği, yaşlılığı, ölümü ve özgürlüğü(belki bencillik ölçüsünde?) ele alıyor Philip Roth Ölen Hayvan kitabında. Bir yandan afallatıyor okuru bir yandan tiksindiriyor bir yandan şaşkına çeviriyor.

Kullandığı dil: dosdoğru, samimi, yalın, çarpıcı...

Okuru (veya kitabın sonunda anca birkaç kelam etmiş dinleyiciyi) karşısına alıyor ve tek tek cinsellik, cinsel devrim, ölüm, bağlılık, sadakat, doğrular -kendisine göre-, hatalar -oğluna göre- üzerinde düşündüklerini, hislerini, haklı gerekçelerini anlatıyor.

Zaman zaman sizi ikna etmeye çalışıyor. Zaman zaman karşı çıkışlarınızı reddediyor. Kimi zaman da okuru/dinleyici bir kenara bırakıp Consuela ile birlikte hayatına giren yeni duyguları çözmeye, kendisini sorgulamaya ve anlamaya çalışıyor.

Okudukça sık sık şunu sordum aslında: Kepesh bencilliği, şehveti ve arsızlığı özgürlük kılıfına mı sokuyor? Yoksa gerçekten de tüm bu çıplaklığın altında yatan tamamen hak görme ve özgürlük hissi mi?

David Kepesh, okura her ne kadar entelektüel, karizmatik ve açık görüşlü bir adam olarak sunulsa da temelde onu yönlendiren duygular tamamen sığ ve ilkel dürtülerden oluşuyor. Belki de atıp tutmalarını bu denli çarpıcı yapan da karakterdeki yüzeyselliktir, kim bilir.


1999 Noel’i. O gece Consuela’yı gördüm rüyamda. Yalnızdım, başına bir şey geldiğini görünce onu aramam gerektiğini düşündüm. Ama telefon rehberine baktığımda ismi yoktu. Neyse, bir hafta sonra, yılbaşı gecesi salonumda tek başıma oturuyordum. Yanımda bir kız yoktu, kasten yalnızdım ve piyano çalıyordum çünkü bin yıl kutlamalarını görmezden gelmek istiyordum. Herhangi birisine özlem duymadığınızı varsayacak olursak, yalnız yaşamak, gücünü kendisinden alan bir zevk olabilir ve benim o gece planladığım da bu zevkti. Telesekreterim açık olduğundan telefon çaldığında ahizeyi normalde kaldırmam bile ama kimin aradığını anlayınca çok şaşırdım. “Merhaba David? Benim. Consuela. Konuşmayalı çok oldu, sana telefon etmek çok garip ama sana bir şey söylemek istiyorum. Ve bunu sana kendim söylemek istiyorum, sen başkasından duymadan. Ya da tesadüfen duymadan. Seni tekrar arayacağım ama cep telefonu numaramı da vereyim.” Ne yapacağımı bilmiyordum. Onu aramalı mıydım? Aramadım çünkü korkuyordum. Artık altmış iki yaşında değilim –yetmiş yaşındayım. Belirsizliğin o manyakça hâline dayanabilir miyim? Tekrar o çılgın trans hâline girmeye cesaret edebilir miyim? Ama sonra düşündüm de, beni arıyor, bana ihtiyacı var. Bir sevgili olarak değil, öğretmen olarak değil, erotik hikâyemize yeni bir bölümle devam etmek için hiç değil. O yüzden onu aradım. “Arabadayım. Mesajı bıraktığımda evinin önündeydim,” dedi bana. “Yılbaşında New York’ta ne diye dolanıyorsun?” dedim. “Ne yaptığımı bilmiyorum,” dedi. “Ağlıyor musun Consuela?” “Hayır, henüz değil.” Ve dedim ki, “Kapıyı çaldın mı?” “Hayır, çalmadım, çünkü cesaret edemedim,” dedi. “Kapıyı her zaman çalabilirsin, her zaman. Bunu biliyorsun. Senin neyin var?” “Şu an sana ihtiyacım var.” “Gel o zaman.”

Bir kişiye "Av" kitabı posteri ile birlikte HEDİYE

Haziran 16, 2017 Hiç yorum yok:

Otostopçunun Galaksi Rehberi - Douglas Adams (Hitchhiker's Guide to the Galaxy #1)

Haziran 16, 2017 Hiç yorum yok:
Bilim-Kurgu çok okumam ama ne zaman elimi atsam hep iyi kitaplara denk geldim. Otostopçunun Galaksi Rehberi de oldukça başarılı yazılmış eğlenceli ve absürt komedi tarzında kesinlikle okunması gereken iyi kitaplardan biri.

Yazarın o kadar saçma bir mizah anlayışı var ki ve bunları size öyle bir mantık çerçevesinde sunuyor ki ağzınız açık kalıp "Nasıl inkar edeceğim adam haklı!" deyip öylece kalakalıyorsunuz. Ve kalkıp bir de o saçmalıkların arasına bir felsefe sokuşturacak kadar zekice işlenmiş.
Otostopçunun Galaksi Rehberi, kesinlikle bilim-kurgu okumayan/sevmeyen kişilere tavsiye edilecek eserlerden. Yani kim Douglas Adams'ı okuyup da eğlenmez ki?

Alın okuyun. Pişman olmayacağınızı garanti ederim.
Sadece bi ilk 40 sayfa odaklanmakta sorun yaşayabilirsiniz. O da çeviriden kaynaklı sanırım. Kabalcı baskısından devam ettim takıldığım yerlerde ben. Daha anlaşılabilir bir dili vardı onun fakat mizahı da Alfa baskısındaki gibi veremiyordu. Sonralarda toparlıyor zaten. Çekinmeyin alırken. Çok çabuk alışırsınız. :)


Galaksinin Batı Sarmal Kolu’nun bir ucunda, haritası bile çıkarılmamış ücra bir köşesinde, gözlerden uzak, küçük ve sarı bir güneş vardır. Bu güneşin yörüngesinde, tamamıyla önemsiz ve mavi-yeşil renkli, küçük bir gezegen döner. Gezegenin maymun soyundan gelen canlıları öyle ilkeldir ki dijital kol saatinin hâlâ çok etkileyici bir buluş olduğunu düşünürler. Bu gezegenin şöyle bir sorunu vardı: Üzerinde yaşayan halkın büyük bölümü çoğu zaman mutsuzdu.

Bu sorun için pek çok çözüm önerilmişti, ama bunların çoğu genellikle yeşil renkli küçük kâğıt parçalarının hareketleriyle ilgiliydi. Bu da tuhaftı, çünkü aslında mutsuz olanlar yeşil renkli küçük kâğıt parçaları değildi. Bu nedenle sorun varlığını sürdürdü; halkın çoğunun durumu kötüydü ve onların büyük bölümüyse sefildi, dijital kol saatleri olanlar bile. Her şeyden önce, ağaçlardan inmekle büyük bir hata ettiklerini düşünenlerin sayısı gün geçtikçe artıyordu. Yaklaşık iki bin yıl sonra, bir perşembe günü korkunç, aptal bir felaket meydana geldi. İşte bu kitap o felaketin doğurduğu bazı sonuçların öyküsüdür.

Üstelik unutulmaması gereken şu ki: Dizinin daha ilk kitabındasınız ve yine bir perşembe yaklaşıyor, hafta sonuna az kaldı.

Ay Işığını İçen Kız - Kelly Barnhill

Haziran 16, 2017 Hiç yorum yok:
Kitabın konusu harika olsa da durağanlık tüm kurguyu yiyor. En başından beri ne merak ne heyecan ne hareket... Bir çocuk kitabının bu denli sönük olmasına anlam veremedim. Çocuk kitabı dediğin daha ilk sayfadan seni çekmeli ki sabırsız veletler kitabın başından ayrılamasın. 

Kitabın işlenişi ve yazarın tarzı da beni bunalttı, boğdu. Hem de her sayfada. Ne yazık ki hevesle başladığım bir kitap daha büyük hüsrana dönüştü. 

Sevebilmeyi çok isterdim çünkü konu çok güzel.

Uzun yıllardır kötü bir cadının korkusu ve sebep olduğu kederle yaşayan bir şehirde her yıl “kurban günü”nde o yıl doğan en küçük bebek cadıya kurban olarak sunulur. Şehrin yöneticileri kurban edilecek çocuğun ailesine durumu bildirir ve kendilerini hazırlamasını ister. Kurban günü geldiğinde büyük bir törenle çocuk evinden alınır ve ormandaki sunağa bırakılır, çocuğun akıbetini kimse bilmez. Aslında kötü cadı yoktur, cadı Xan, halkın bu çocukları istemediği için ormana terk ettiğini düşünüp onları kurtarıyordur. Bir sene annesi kızını vermek istemez ama zorla bebeğini elinden alınır. Xan tam vaktinde yetişip bebeği kurtarır ancak bebeği yıldızlardan değil de aydan damıttığı sütle besler ve büyü bebeğin içine girer. Xan bunun üzerine bebeği kendi büyütmeye karar verir çünkü eğitimsiz bir büyücü hem kendi hem de çevresi için tehlikeli olacaktır.

“Elinizden bırakamayacaksınız... Ay Işığını İçen Kız, çocuk klasikleri Peter Pan ve Oz Büyücüsü kadar heyecan verici ve katmanlı.”-New York Times-

2017 Newbery Medal ÖdülüNew York Times Çoksatanlar Listes
BLOG DESIGN BY KRİSTALKİTAP