"Dünyada sadece tek bir şey kötü yürekli bir insana karşı durabilir. O da başka bir insandır.
Ayıbımızda yatar şerefimiz. Sadece bizim ruhumuz, kötülüğe açık olan ruhumuz, onu yenmeye muktedirdir.

― Ursula K. Le Guin, En Uzak Sahil
shadow

Çekiliş! Misis Kitap'tan 2 kişiye Kusursuz Evcil Sunum Seti Hediye!

Mart 27, 2017 30 yorum:
Uzun süredir bloggerda çekiliş yapmıyordum. "Hep instagramda çekiliş yapıyorsunuz biraz da blogger takipçileriniz için çekiliş yapın," diyenler oluyordu, haklılardı. Bu çekiliş onlara geliyor. :) Zorunlu çok şart koymadım. Katılırken onu bunu görüp de "Öf bu ne?" demesin kimse diye.

Ayrıca sunum setini yakından bizzat görmüş biri olarak kesinlikle bu fırsatı kaçırmayın derim. Bardağı, çantası ve ciltli kitabı şahane. Çok özenildiği belli yani. :)

Çekiliş rafflecopter üzerinden yapacağım. Kazananlar random belirlensin herhangi bir haksızlık olmasın.

Şartlarımız uygulama üzerinde yazıyor ama ben bir kere daha yazayım.

Yayınevini, varsa instagram hesabınız instagram adresinden takip etmek yoksa youtube hesabından takip etmeniz. Her ikisini de kullanıyorsanız eğer 2 yerden de takip edebilirsiniz, böylece fazladan şart yerine getirdiğiniz için çekiliş için bir değil iki hakka sahip olursunuz.

Blogun yorum paneline de hangi hesap ile takip ettiğinizi ve mail adresini bırakırsanız, size ulaşmak açısından iyi olur. Böylece kazandığınızda sizinle iletişime geçebilirim.

Mutlaka yerine getirmeniz gereken şartlar bunlar fakat daha fazla katılım hakkı elde etmek isterseniz açılan seçenekleri yerine getirebilirsiniz.

Youtube veya Instagram kullanmıyorsanız kutucuğa kullanmıyorum yazmanız yeterli fakat illaki birini yerine getirmek zorundasınız, yani her iki seçeneğe de kullanmıyorum yazamazsınız, aksi halde katılımınız sayılmayacaktır.

Herkese bol şans.

Unutmadan, çekiliş 2 hafta sürecek ve kargo yayınevine ait. Siz herhangi bir ücret ödemeden, kupa + çanta + kitap üçlüsüne sahip olabileceksiniz. :)


a Rafflecopter giveaway

Her Şey İçin Teşekkürler - Tommy Wallach

Mart 26, 2017 Hiç yorum yok:
Kitabı, Uğultulu Tepeler'i okurken zorlandığımdan arada kitaba es vermiş olmak için başlamıştım ama elimden bırakamadım. Çok tatlı ve sıradışı bir hikayesi var Her Şey için Teşekkürler'in.

Her şeyi boş vermiş bir çocuğun sadece bir hafta sonuna sığan ilk aşkını ve bu aşkın hayatını nasıl değiştirdiğini anlatıyor bize Parker Santé. Tamam, yani kendi hikayesini anlatıyor işte.

5 yıldır konuşmuyor. Gelecek planları yapmıyor. Sosyalleşmiyor. Tedavi olmuyor. Tüm bunları isteyerek yapmıyor çünkü hiçbir şey umurunda değil. Konuşamıyor olmak umurunda değil tedavi olsa konuşabileceği halde. Üniversite planları yapmıyor çünkü... ne gerek var? Geleceğe, hayata dair bir beklentisi yok. Sadece yaşıyor, öylece. Çünkü her sabah gözlerini diğerlerinden çok da farklı geçmeyecek bir güne açıyor. Boş bir kabuk gibi Parker. İçini doldurmayı umursamıyor.

Ve bir gün okuldan kaçarak bir otele gidiyor. Otelleri seviyor, nedenini bırakalım da Parker anlatsın size, ve orada gümüş saçlı bir kız ile tanışıyor. Sonrasında adım adım Parker'ın Zelda'nın hayata bakış açısını değiştirmeye çalışırken aslında nasıl kendi bakış açısının değiştiğini okuyoruz.

Hikayenin işlenişi, anlatım tarzı, kurgusu, her şeyi çok sevimliydi. Hele ara ara Parker'ın yazmış olduğu kısa hikayeleri okumak ise farklı bir keyifti. Kitabı ayrı sevdim hikayeleri ayrı bi sevdim. Eğer kitabı merak ediyorsanız, diyorum ki: Merak etmekle kalmayın gidin alın bence.

“Hiç kimse genç hissetme duygusunun önüne geçemez.”

Parker Santé beş yıldır tek kelime konuşmamıştı. Sınıf arkadaşları parlak gelecekleri için planlar yaparken, o okuldan kaçarak otellerde takılıyor, zaman öldürmek için ise oteldeki konukları izliyordu. Fakat göründüğünden biraz daha büyük olduğunu iddia eden Zelda Toth adındaki gümüş saçlı esrarengiz kızla tanıştığında, uğruna yaşanacak birkaç küçük şeyin daha olduğunu keşfedecekti.

New York Times çoksatan yazarı Tommy Wallach’tan ilk ve son aşklara dair sıradışı bir hikaye…

Belki Bir Başka Hayatta - Taylor Jenkins Reid

Mart 23, 2017 Hiç yorum yok:

T.J.R. Yabancı Yayınları'nın Romance kategorisinde en sevdiğim ve başarılı bulduğum yazarlarından biri. İlk kitabı, "Sonsuza Dek, Ayrı" içime işlemişti ve çok sarsmıştı beni. Belki Bir Başka Hayatta'yıda çok sevdim. Yanılmadım. Seveceğime inanıyordum ve aksi olmadı. İlk kitap kadar sarsıcı değildi tabii ama bunda konularının farklı olmasının çok büyük etkisi var. 

Yazar aslında beni sinir ediyor ama kendine de bağlıyor bir şekilde. Nasıl beceriyor bunu bilemiyorum. Ele aldığı konuları öyle farklı şekilde aktarıyor ki okuyucuya. Sanırım insanı bağlayan yönü de bu oluyor. Klişe bir konu bile işlese kendi imzasını atmadan bitirmiyor kitabı. Bir tat farkı alıyorsunuz mutlaka.

Belki Bir Başka Hayatta'yada dönüp baktığınızda aslında, başka romanlarda da bulabileceğiniz bir aşk hikayesini konu alıyor. Ama onu farklı kılan şey ise; aynı karakterin hikayesini bize 2 farklı versiyonda sunması.

Her bir bölümde diğer Hannah'a geçiyoruz. Verdiği farklı iki kararın hayatını ne yönde şekillendirdiğini ve her iki hayatında da ruh eşini bulmasını okuyoruz. Her iki hikaye de doyurucu ve sürükleyici işlenmiş. Karakterleri kusursuzluktan uzak, hata yapabilen karakterler. Bu da onları daha gerçekçi kılıyor. İçimizden biri gibi. Belki bir parça düşünce yapılarında kendinizi bulabileceğiniz karakterler gibi.

Kitabın bana kalırsa en vurucu tarafı da insana şu soruyu sordurtması: Ruh eşi diye bir şey var mı gerçekten?


Ya hayatta mümkün olan her şey, bir şekilde gerçekleşiyorsa?
"Olur mu, olmaz mı?
Beni eve bırakmasına izin verirsem, bu beni mi, yoksa onu mu daha fazla etkileyecekti?
Önce Ethan’a, sonra da Gabby’ye baktım.
Hayat uzundu ve karşımıza sonsuz sayıda fırsatlar çıkarıyordu. Bu tür ufak kararların önemsiz olduklarını, ne yaparsam yapayım sonunda olmam gereken yere varacağıma, kaderimin eninde sonunda beni bulacağını düşünürdüm.
Bu yüzden kararımı…"


Sonsuza Dek, Ayrı ve Evet, Dedikten Sonra romanlarının çoksatan yazarından kaderimizin verdiğimiz kararlara bağlı olduğunu gözler önüne seren nefes kesici bir roman.
Gece yarısından hemen sonra en yakın arkadaşı Gabby, Hannah’ya gitmeye hazır olup olmadığını sormuştu. Kısa bir süre sonra da Ethan, eğer kalmak istiyorsa Hannah’yı daha sonra bırakabileceğini söylemişti.

Hannah, Gabby ile giderse hayatı nasıl bir yöne gidecekti? Peki ya, Ethan ile kalırsa?
Farklı bölümlerle eşzamanlı ilerleyen hikâyede, Hannah verdiği farklı iki kararın sonuçlarını yaşıyordu. Birbirinden tamamen farklı iki sonuç. Bu iki alternatif gerçeklik yaşanırken Belki Bir Başka Hayatta kader ve gerçek aşk ile ilgili soruları aklımıza getiriyor: Kader diye bir şey var mı? Şans, hayatımız üzerinde ne kadar etkiye sahip? Ve belki de en merak uyandıran soru: Ruh eşi diye bir şey var mı?
Hannah olduğuna inanıyordu. Ve her iki hayatta da onu bulduğuna… Peki ya siz?

“Taylor Jenkins Reid kıvrak bir zekâyla, gerçekten hissedebileceğiniz duyguları kaleme alan bir yazar.”
–Sarah Jio

“Eğlendirici ve öngörülemez; Reid hayatta mutlu olmak üzerine inandırıcı bir hikâye sunuyor.”
–Kirkus Reviews, Starred Review

“İçinde ters köşe olan romantik bir hikâye arayanlar hayal kırıklığına uğramayacaklar.”
–Library Journal

Solgun - Lauren Destefano (Kimyasal Bahçe #1)

Mart 21, 2017 Hiç yorum yok:
Bayıldımmm. Enfes bir kitaptı. Çünkü bana istediğim her şeyi verdi, her şeyi!

Kitapta en çok sevdiğim şey, distopyalarda okumaktan en büyük keyif aldığım dokunun bana verilmesiydi.

Kasveti, karanlığı, yıkıntıyı, vahşeti, kaybolmuşluğu oldukça ürkütücü ama aynı zamanda da zarif bir şekilde aktarıyor okuyucuya.

Yüzeyde mükemmellik varken çatlaklardan derinlere sızdıkça dünyanın sadece cerahat akıttığını görüyoruz. Yüzeyde bu çürümüşlüğün kokusunu bastırmak için sadece fazlaca parfüm sıkılmış olduğunun farkına varıyoruz.

Kusursuz bir dünya, kusursuz bir yaşam yaratmaya çalışmanın bedelini okuyoruz Solgun'da. Tüm hastalıklara, gripten kansere hatta aids'e bile çare bulunuyor. Artık yeni nesil asla hasta olmayacak. Yeni doğanlar gayet sağlıklı, yanlış giden bir şeyler olduğu erkekler 25 yaşında kadınlar ise 20 yaşında ölmeye başlayınca anlaşılıyor.

Ana karakterimiz, Rhine kaçırılıyor. Bir kamyon dolusu kızla birlikte. Aralarından sadece üç kız seçiliyor malikanenin oğluna gelin olabilmesi için. Üçü de aynı adamla evleniyorlar. Aralarında garip bir bağ oluşuyor bu kadınların. Birbirlerini koruyor, kolluyorlar.

Şöyle bir baktığınızda malikanenin ne kadar rahat, konforlu, korunaklı, kızların istediklerinin iki edilmediği, istedikleri her şeye ulaşabildikleri lükse sahip olduğunu görüyorsunuz. Onlara kibar davranan bir eşe, her türlü ihtiyaçlarını karşılayan hizmetçilere ve güler yüzlü ve oğlunu her şeyden çok seven bir kayınpedere sahipler. Ömürlerinin geri kalanı sokaklarda sefil halde geçirmelerindense bu malikanede yaşamaları onlar için çok çok daha iyi.

Fakat sonra detaylara iniyoruz. Duvarlardaki küfü, o lezzetli yemeklerdeki kimyasalları, portakal bahçesinden aslında çiçek kokusu yerine bozuk kokuların geldiğini, güleryüzlü kayınpederin aslında sadece bir maske taktığını, oğlunu kurtarmak adına yapmayacağı iğrenç deneylerin olmadığını, gözünü kırpmadan herkesi harcayabileceğini, malikanedeki herkesi tehdit ve korkuyla orada tuttuğunu görüyoruz.

Rhine'da her ne kadar zaman zaman bu illüzyona aldansa da altında yatanlara tutunup kaçmaktan asla vazgeçmiyor. Tek istediği ömrünün kalan yıllarını evinde, ikiz kardeşinin yanında, özgürce yaşayabilmek.

Distopyalarda genelde ana karakterler çok savaşçı olurlar. İstediklerini elde etmek için ortama uyum sağlamak yerine direkt karşı çıkar ve savaşırlar. Okurken çoğu zaman şöyle derdim: Kızım bi sakin dur Allah aşkına, bırak bu kadar dik başlı olmayı, önce güvenlerini kazan, sonra istediğini elde edersin. Tabi bu sözlerime kimse kulak asmamıştı. Rhine'a kadar. Kızı bu yüzden çok sevdim. Önce ortama uyum sağlıyor, sonra kaçmaya çalışıyor.

Kitabın anlatımı yüzeysel de değil. Karakterlerin geçmişleri yazılmış. Sadece olay örgüsünden ibaret değil hayatları. Yazar, Rhine'nın geçmişini kimi zaman bir kabusla kimi zaman anlattığı bir hikayeyle kimi zaman da anıyla aktarıyor. Zaman sıçraması yapmadan kolayca geçmişinden bir parça okuyor, Rhine'nı daha fazla tanıyoruz.

Kitap çok güzeldi çok çok çok. Epey yazdırdı bile bana hakkında. Daha da yazabilir, sabaha kadar kitabı konuşabilirim sizlerle. Artemis Yayınlarının Ateş'ten sonra en sevdiğim serisi Kimyasal Bahçe oldu. Devamını sabırsızlıkla bekliyorum ve kendimi şanslı sayıyorum. Çünkü devam kitapları peş peşe gelecek. Yani aylarca çıldırmayacağım ne olacak devamında diye.

Rhine'a şans verin isterim. Onu okuyun, tanıyın. Benim kadar sevin.

YA NE ZAMAN ÖLECEĞİNİ BİLSEYDİN?

Modern bilim, dünyayı değiştirdi. Erkekler yalnızca yirmi beş, kadınlar da yirmi yaşına dek yaşıyor. Bu yeni ve kasvetli dünyada insanlığın devamı için genç kızlar kaçırılıp çok eşli evliliklere zorlanıyor.

On altı yaşındaki Rhine Ellery, Toplayıcılar tarafından kaçırıldığında, ayrıcalıklı bir dünyaya adım atacak. Kocası Linden’ın aşkına ve kardeş eşler arasındaki şüpheli dayanışmaya rağmen, Rhine’ın tek bir amacı var: Kaçmak. Evine dönmek ve ikiz kardeşini bulmak.

Ama Rhine’ın tek mücadelesi, kaybettiği özgürlüğü değil. Linden’ın kaçık babası, oğlunu elinden alacak virüsün panzehrini bulmakta kararlı. Öyle ki bu uğurda kadavra toplamayı bile göze alıyor.

Rhine zamana karşı yarışarak kaçma planları yapıyor.

Ya başaracak ya da kısıtlı ömrünü bir tutsak olarak geçirecek.


“Lauren DeStefano inandırıcı bir gelecek portresi çizmiş.
Bu dünyaya bayıldım. Yarattığı aşk ve üslubu da hayranlık uyandırıcı.
Ne zamandır böyle bir roman okumak istiyordum.”
-Carrıe Ryan, New York Times çoksatarı, The Forest of Hands and Teeth’in yazarı

“Ürkütücü ve zarif. Şaşırtıcı, romantik, korkutucu, umut verici ve sürprizlerle dolu. İkinci kitabı sabırsızlıkla bekleyeceksiniz.”
-Lisa McMann, New York Times çoksatarı
“Wake” üçlemesinin ve Cryer’s Cross’un yazarı
BLOG DESIGN BY KRİSTALKİTAP